Sarı Nokta Hastalığı

Sarı nokta hastalığı (Makula dejenerasyonu) nedir?

Sarı nokta dendiğinde öncelikle bilinmelidir ki “Sarı nokta’’ hastalığın adı değil,  göz içindeki anatomik bölgeye verilen isimdir. Halk arasında ‘’Sarı nokta hastalığı’’ olarak anılan bu rahatsızlığa tıp dilinde ‘’Yaşa bağlı makula dejenerasyonu- (Age related macula-AMD)’’ denmektedir.

Makula, merkezi görmenin en iyi ve en keskin olduğu bölgedir. Göz içerisinde retinada iki büyük hücre grubu vardır. Bunlar rodlar ve konlar olarak adlandırılır. Bunlardan konlar, gündüz görmeyi sağlayan, renkli görmeden sorumlu olan hücrelerdir ve konların yüzde olarak en fazla bulunduğu yer makula yani sarı noktadır.

Yaşa bağlı makula dejenerasyonu genellikle ileri yaşta görülen bir hastalık olduğundan bu ismi almıştır. Ayrıca sarı noktanın, yaşa bağlı makula dejenerasyonu dışında pek çok hastalığı da vardır.

Makula dejenerasyonu genellikle 75 yaş üzerindeki kişilerde görülmekle birlikte 60 yaşında olan hastalara da rastlanmaktadır.

Risk faktörleri nelerdir?

Hastalığın meydana gelmesinde en önemli risk faktörü yaştır. İkinci önemli faktör genetiktir. Tek başına yaş risk faktörü oluşturmaz, çok faktörlü bir hastalık olduğunu söylemek mümkündür.

Yanlış beslenmek, kalp damar sistemine zararlı olan aşırı yağlı yiyecekler tüketmek, kolesterolün yüksek olması önemli riskler arasında sayılmaktadır.  Sigara da çok önemli bir faktördür ve tetikleyici etkisi vardır. Teşhis konulan ve tedavisi süren hastalara mutlaka sigarayı bırakması önerilir. Hareketsiz yaşam, hipertansiyon da hastalık için risk oluşturur.

Hastalığın sevindirici yanı sinsi olmamasıdır. İlk olarak merkezi görme etkilendiğinden hastalar bu durumu fark ederler. Makulada bazı hücreler harap olduğu için görmede azalma ortaya çıkar.  Ayrıca nicelik olarak da görme bozulur. Örneğin; hasta yüzde 40 görüyordur ve görmede çarpıklık vardır.

Bu duruma metamorfopsi yani retina tabakası hasarlarına bağlı olarak nesnelerin normalden farklı olarak bozuk görülmesi denir. Bu hastalar düz bir çizgiyi, rakamları çarpık görür. Genelde  görme bozukluğu şikayeti ile doktora başvurulur. Öte yandan hastalığını fark etmeyen kişiler de olabilir. Özellikle tek gözü iyi gören hastalar durumu fark etmeyebilirler.

Teşhis nasıl konur?

Görmede azalma ve bozukluk şikayeti ile gelen hastaya öncelikle muayene yapılır. Daha sonra ‘’Amsler grid testi’’ adı verilen küçük kareli kağıtlara bir gözünü kapatıp, ortadaki beyaz ya da siyah noktaya bakması istenir. Bu noktanın etrafındaki karelerde kırıklık olup olmadığı sorulur ve metamorfopsi durumu değerlendirilir.

İkinci aşamada hastanın göz bebeği büyütülür ve makulada dejenerasyon, kanama olup olmadığına bakılır. Teşhis için OCT’den (Optik Koherens Tomografi) yararlanılır. OCT,  retinadan kesitler alır, bunlara bakarak muayenede görmenin mümkün olmadığı, alt tarafla ilgili şüpheli durumlar değerlendirilir. Ayrıca hastaların çoğuna en azından ilk kez görülen hastalara FFA yani göz anjiyografisi de yapılır. Damardan bir ilaç verilerek, gözün fotoğrafları çekilir daha sonra bunlara bakarak teşhis konur.

Hastalığın tipleri nelerdir?

Yaşa bağlı makula dejenerasyonunun kuru ve yaş olmak üzere iki tipi vardır.

Kuru tipte bazı durumlarda tedavi yapmaya gerek yoktur. Kuru tip başlangıç aşamasındaysa tedavi yapılmaz hasta takip edilir. Bazı hastalarda ise kuru tip çok ileri düzeydedir. Görmenin çok azaldığı ‘’coğrafi atrofi’’ denilen bir durum gelişmiştir ve artık yapacak bir şey kalmamıştır. Bu da tedavi edilemez bir durumdur.

Yaş tipte ise adından da anlaşılacağı gibi makula dejenerasyonuna bağlı retinanın katlarında sıvı birikimi, ödem, kanama vardır. “Koroid neovasküler membran’’ denilen bir durum oluşmuştur ve tedavi edilmesi gerekir. Bu hastalar tedavi edilmezse görmeleri giderek azalacaktır.

Yaş tipi tedavi edilmediğinde, ilerleyerek kuru tip haline gelir, coğrafi atrofi denilen durum oluşur ve yapılacak bir şey kalmaz. Bu nedenle yaş tipte tedavi uygulanması son derece önemlidir çünkü koroid neovasküler membran hızlı ilerleyerek görmeyi azaltır.

Tedavi nasıl yapılır?

Günümüzde dünyanın her tarafında yaygın olarak kullanılan tedavi göz içi ilaç enjeksiyonlarıdır. Bunlar iki tiptir. Birincisi daha az kullanılan kortizon enjeksiyondur. İkincisi ise daha sık kullanılan anti-VEGF ilaç enjeksiyonlarıdır.

Tüm dünyada yaygın olarak kullanılan 3 tip anti-VEGF vardır bunlar;  bevacizumab, ranibizumab ve aflibercept olarak adlandırılır. Bu ilaç enjeksiyonlarından hangisi ile tedaviye başlanacağına hastanın ve hastalığın durumuna göre karar verilir.

İlk yükleme dozu ayda bir defa uygulamak şeklindedir. Bir ay sonra hastada düzelme olduğunda tekrar uygulanır, sonraki ay yine uygulama tekrarlanır. Hastanın durumuna göre ara açılarak uygulamaya devam edilir. Hastadan hastaya tedavi dozu ve şekli değişmektedir. Yıllarca uygulanan hastalar olduğu gibi üç kez yapılanlar da vardır. Dirençli vakalarda bazen steroid yani kortizon enjeksiyonu da yapılması gerekebilir.

Hastalıkla ilgili bir başka önemli konu da vitamin kullanımıdır. Yaş ya da kuru tip olmasına bakılmaksızın tüm hastalara önerilir. Lutein, e vitamini, çinko, selenyum içeren preparatların günde bir kere ve ömür boyu kullanılması gerekir. Ayrıca balık ve yeşil sebze ağırlıklı beslenilmesi de önemlidir.

Körlüğe neden olur mu?

Hastaların en çok merak ettiği konulardan biri de sarı nokta hastalığının körlüğe neden olup olmayacağıdır. Rahatlıkla söylenebilir ki sarı nokta hastalığı körlüğe neden olmaz. Görmenin çok azalmasına, buna bağlı olarak günlük yaşamda araba kullanmak gibi pek çok konuda zorlanmaya yol açabilir. Ancak körlüğe neden olmaz çünkü optik sinir değil sadece makula etkilenir. Kısacası sadece merkez etkilenmiş olur.

Öte yandan görmenin yüzde 20 ve üzerinde olduğu hastalar LVA adı verilen özel teleskopik gözlükler kullanarak gazetesini, kitabını okuyabilir. Bu şekilde merkezdeki görmeyi büyütmek mümkün olduğundan hastanın yaşam kalitesi yükselir.

Sarı nokta hastalığı ve katarakt arasındaki ilişki nedir?

Kataraktla olan ilişkisi hakkında şunu söylemek mümkündür; halk arasında makula dejenerasyonu (Sarı nokta hastalığı) varsa katarakt ameliyatı yapılmaz diye bir inanış vardır. Ancak bu doğru değildir. Hastanın hem yaş tipte makula dejenerasyonu hem de kataraktı varsa öncelik onu tedavi etmek şeklindedir. Eğer katarakt görmeyi çok azaltmamışsa ameliyat yapılmasına gerek yoktur. Kısacası makula dejenerasyonu olan bir hastaya katarakt ameliyatı kesinlikle yapılmaz diyemeyiz, hastanın durumuna bakılarak karar alınır.

Bilinmesi gereken bir başka konu da; makula lensleridir. Daha önce katarakt ameliyatı olmuş hastalara göz içine bir tür büyüteç yerleştirmek olarak kısaca tanımlamak mümkündür.

Hastalara konfor sağlayan bu yeni tip makula lensleri tıpkı katarakt ameliyatında olduğu gibi çok küçük bir kesiden kolaylıkla implante edilebildiğinden, görme alanını daraltmadığından hasta açısından kolaylık sağlamaktadır. Makula lenslerinin hangi hasta grubunda kullanılacağına hekim gerekli muayeneleri yaptıktan sonra karar verecektir.